eren azak

13 Ağustos 1981 gecesi Ankara'da dünyaya geldim. Ankara'nın en büyük entelektüellerinin ve düşünürlerinin yetiştiği Keçiören ilçesinde doğmam, sanat hayatını seçmemde belirleyici oldu. Keçiören'in "incinsen de incitme" ve "sana tokat atılırsa diğer yanağını çevir" gibi şiddet karşıtı öğretileriyle büyüdüm. Mahallemizdeki herkes sevgi pıtırcığı diye adlandırabileceğimiz insanlardan oluşmaktaydı. Ayakkabısının topuğuna basmış bale yapan insanlar, sallamalarla eskrim yapan gençler, yabancı birinin nara sanacağı ancak hepsi birer operet olan ağabeylerimizin gece uykularımızı bölen sesleri, mahallemizi ve sokaklarımızı tam bir karnavala dönüştürmekteydi. Lise yıllarımda kabuğundan çıkmış civcivler gibi o güzelim mahalleyi bırakıp Ankara-Kızılay sokaklarına akınca dünya artık bizim için bir başka dönmeye başlamıştı. Nasıl olduysa bilmiyorum birden tarihi tersten okumaya ayaklandık. Lacivert elbiseler giymiş koca koca adamlarla Kızılay sokaklarında oynadığımız kovalamaca artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmuştu. Yine böyle bir kovalamaca esnasında Dil-Tarih'in bahçesine girmiş bulunduk. Dil-Tarih'in Tiyatro bölümünün hocaları da sağ olsunlar misafirperverliklerinden midir nedir? "madem girdin kal biraz dediler". Ömrümüzün altı senesi de burada geçti. Allah var çok sevdim okulu. Bana kalsa beş-altı sene daha kalırdım lakin